DEVA Partisi İstanbul Milletvekili Elif Esen, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından yayımlanan “İstatistiklerle Aile 2025” verilerini ele aldı. Ülkede yaklaşık 3 milyon 48 bin tek ebeveynli hane bulunduğunu ve bu hanelerde 7 milyona yakın çocuğun yaşadığını vurgulayan Esen, mevcut sosyal politikaların bu gerçekliği yeterince karşılamadığını ifade etti.
TÜİK verilerine göre Türkiye’deki toplam 26 milyon 977 bin 795 hanenin yüzde 11,3’ü tek ebeveynli ve çocuklardan oluşuyor. Bu, yaklaşık 3 milyon 48 bin hane anlamına geliyor. Bu hanelerin yüzde 8,5’ini anne ve çocuklar (yaklaşık 2 milyon 293 bin hane), yüzde 2,8’ini ise baba ve çocuklar (yaklaşık 755 bin hane) oluşturuyor. 2014 yılında yüzde 7,6 olan bu oran, son on yılda yüzde 11,3’e çıkarak yaklaşık yüzde 50’lik bir artış gösterdi.
Esen, bu konuda şunları söyledi: “2025 yılında 193 bin 793 çift boşandı. Bu, her gün ortalama 531 çiftin mahkeme önünde ayrıldığı anlamına geliyor. Boşanmalar, 191 bin 371 çocuğu doğrudan etkiledi. Çocukların velayetinin yüzde 74,6’sı anneye verildi. 2010 yılında 95 bin olan boşanma sayısı, 2025’te 193 bine çıktı; yani 15 yılda iki katına çıktı. Bu dönemde evlenmeler ise sadece yüzde 8 arttı. Evlenme sayısı biraz artarken, boşanma sayısı iki katına çıktı. Bu tablo, sistemin işleyişinde bir sorun olduğunu gösteriyor; aile kurulabiliyor ancak sürdürülemiyor.”
Esen, tek ebeveynli haneleri desteklemenin boşanmayı teşvik edeceği iddialarını kesin bir dille reddetti. Hükümetin “Aile Yılı” politikalarının sonuçlarını sorgulayarak, “Bu haneleri görmezden gelirseniz, daha fazla boşanma gerçekleşir” diyenlere seslendi: “Aile Yılı stratejileriniz, durumu düzeltmek yerine daha fazla ailenin parçalanmasına, daha fazla çocuğun ve tek başına ebeveynin yük altına girmesine neden oldu. Ayrıca, bu sorun sadece boşanmayı da kapsamıyor; eşini kaybeden bireyleri de tek başına ebeveynliğe mahkûm edip destek mekanizmalarını esirgiyoruz.”
Esen, istatistiklerin ardındaki gerçekleri şöyle dile getirdi: “Sabah 6’da kalkarak çocuğunu okula yetiştirmeye çalışan bir ebeveyn var. Çocuğu için yarının yiyeceğini düşünen, patronuna ‘çocuğum hasta’ diyemediği için işten atılmaktan korkan, akşam eve döndüğünde hem anne, hem baba, hem öğretmen, hem doktor, hem de muhasebeci olmak zorunda kalan kişiler. Gece yarısı kredi kartı borcunu hesaplayan ve tüm bunların içinde çocuğuna ‘her şey yolunda’ diyebilmek için kendini tüketen bu bireylerin yüzde 74,6’sı kadın. Anneler bu yükün en ağır bedelini ödüyor, ama tek başına babalar da aynı durumu derinden yaşıyor.”
OECD ülkelerinde tek başına ebeveynlerin istihdama katılım oranının yüzde 77 olduğunu, Türkiye’de ise bu oranın yalnızca yüzde 11 civarında kaldığını hatırlatan Esen, bu eşitsizliğin çocuklar üzerinde ağır sonuçlar doğurduğunu belirtti: “Boşanmalar artar diye desteklemekten kaçtığınız tek ebeveynli ailelerdeki çocukların üstün yararı ne olacak? Yaklaşık 7 milyon çocuk yoksulluk riskiyle karşı karşıya, okul performansları düşebiliyor ve duygusal gelişimleri olumsuz etkileniyor. Tek ebeveynli hanelerde çocuk yoksulluğu, iki ebeveynli hanelere göre yaklaşık 3 kat daha fazla. Bu sorun, yetişkinliğe taşınıyor ve yoksulluk kuşaktan kuşağa aktarılıyor. Reel gerçekliği kabul etmeden aile kurumunu sürdüremezsiniz. Geçim derdi ve karar yükü altında ezilen genç ebeveynler, yeniden bir yuva kurabilmek için gereken güven ve sosyal ortamı bulamıyor. Bu durumda evlenme oranındaki artış da engelleniyor.”
Esen, Meclis Araştırması talebiyle birlikte beş somut politika önerisi sundu: TÜİK’in tek ebeveynli hanelere ilişkin kapsamlı veri yayınlarını düzenli hale getirmesi, kreş ve çocuk bakım hizmetlerinin artırılması, sosyal destek programlarının genişletilmesi, istihdam fırsatlarının sağlanması ve aile içi destek mekanizmalarının güçlendirilmesi gerektiğini belirtti.